.........

Dünya denen hengâme bu işte

İç içe bilmeceler tezatlar

Bazen ayaklanmak;bazen avunmak,,,

Bazen kapkara,yavan bir umut

Ava çıkarken avlanmak,,,

Bir gülüp bin ağlamak......

 

                                       Necdet Çağıl

MAVİ GÖZYAŞI

bir nida içimde, bir çığlık
rengarenk çiçekler yetişiyor bahçelerde
bu bahçede yaşamla buluşuyor tüm renkler
bu bahçede tebessümü borç biliyor çiçekler
                     onlara uzanan her ele.
kirli toprağında yeryüzünün
hesabını kim verir bir damla gözyaşının
kim tutar, kim sorar hesabını senin
ey uğrunda ölünen, kapama gözlerini
sahipsiz ve himayesiz kaldın diye mi bu yaşlar
uzasın kısalan umutlar...
                     bitmesin sevda nöbetlerimiz,,,
yere düşmesin, dağılmasın çekilen tesbih taneleri
takılsın yıldızlara güneşli sabahı yarınların

sönmez deme bu volkanlar
söyle, kutsal değil miydi beklemelerimiz
elindeyse hadi çal kapısını gönül sahibinin
dua dua çağlasın mavi gözyaşı
dindirir belki bu isyankar lavları

bu umut büyütür bizi, bu umut yaşatır hepimizi
mevsimler de değişir, çizilir yeniden resm-i aşk
damarlarımıza sızan aşktan da öte bir şeydi
                     kan gibi, can gibi
aydınlığa çıkaran insanlığı
                     Hira´daki Nûr gibi.
başladı/başlayacak kırılmaya kılıcı zulmün
baÅŸlarsa zengin fakiri doyurmaya
yaÄŸmurlarla temizlenir kirli coÄŸrafya
özgürlüğün tutsaklığında
sök karanlıkları, doyur kalpleri
ve yıka ruhları mavi gözyaşı....

Zafer ÅžIK.

EFENDİM ADINA GELSEYDİN...

koparılmış bir dilim ekmeğin adına yazıldı aşk
adını hakka adamış yüzlerce gülen yüzle beraber,
gün arka sokakta unutulmuş bir çocuktu
ağladığı saatler umuda sancı gibiydi,
günahın dilini kıracağını bilemedin,bilmek istemedin
dua için yanmış herbir sevap adına
gelseydin…!

 

yolu taşlı bir koşuşturmadadır için
yüreğin uçmayı bilmez sevilere kanat çırpar
var olmak allah adına yaşamak ödeviydi
ondan korktuÄŸunu bilip
gülerek ona gitmekti
allahın kalbine verdiği aşk adına
gelseydin…!

 

korktuğun günahların üstüne gidip
sevaba erebilirdin
günahtan korktuğun çıkmaz adına
gelseydin…!

 

tutuk bir tabancaydı sözlerin
gidilenin arkasından konuşamamaktı,
gözlerindeki acı bakış çaresizliği anlatmaya yetmedi
her şeyi ben bilirim tavrıyla konuşurken
aslında cahilliÄŸin resmiydi bu…
kalp kapılarını kırıp gözyaşına koşan yarınları yarattın
cehennemin ateşini bir sigara ateşi sanmak gibi bir yanlışın vardı
cehennemin ateÅŸinden korkup
gelseydin…!

 

ezik bir zamanı tutuyordu ellerin
evi yıkık bir insanın hayata umutla bakışı aksetmemişti sana
seni çıkmaza sokan senin sonu gelmez inançsızlığındı,
el verip selamete ermeyi adımladığın yaşamda bitirilen sandın
doğrulduğunda yeniden devrilmen uyandırmadı seni uykundan
içine girmiş şer-i şeytanı atamadın
ondan kurtulmak adına
gelseydin…!

 

eli kolu bağlı bir mahküm gibi tuttu hayat seni
kırılmış kalpler vakfına gitti emeğin
ucu açık yollar yerine
üstünde kan gibi közler olan yollara koştun
hadi bu kapı işte! diyene
elemin zifrini kustun,
seni girdaba çeken gözleri kan çanağı insanlardı
onların gittiği yeri bilemedin
onlardan kaçmak adına
gelseydin…!

 

yoluna tutulan ışıklar varman gereken düşün yansımasıydı
bakmaya doyamadığın çiçeklerin yeşerdiği topraklardı belki
acıyı gülmeye en ucuza satmaktı,
sözünü tartan kalbin olmadı
açıldıkça ağzın beyninin tipisine yakalandın
adını dahi koyamadığın kuyulara attı seni,
kurtuluÅŸ sevgiliyi sevmekti
o sevgi efendiyi bilmekti
efendimi sevmek adına

GELSEYDİN…!

BEN OL DA BİL...!

Hüzün�

Gönlün derûni ve bir o kadar da ulvî misafiri�

Sinsi sinsi girer kalplere de divâne eder insanı�

Ah, hüzün!.. Deli dostum!..

İnsan, hüzünlü olduÄŸu sürece olgunlaşır. Hüzün yoksa, insanı içten içe yakan, yaktığı gibi bir o kadar da olgunlaÅŸtıran dert yoksa eÄŸer, o zaman, evet iÅŸte o zaman gaflet dehlizinde  yok olma riski belirir.

Hüzün ve aşk. İki samimi dost. Bakıldıkda birbirinden ayırt edilemeyen iki yüce dost.

Âh, insan!.. İnsan ne kadar gariptir ki kendisini mecnun eden bu müptelânın kendisinden ayrılmasını istemez. Yanmak ister hüznün kucağında.
İmdi, rahat durmak varken niye başını derde sokasın, niye hüzün ummanında  yok olasın, diye bir sual aklını meÅŸgul edebilir ?.

Hüznü taşıyan/yaşayan insan bilir ki ne kadar hüzünlü olursa bir o kadar aşktan tat alacaktır. Sevgiliyi anarak ve onun hüznüyle yaşayarak geçirilen vakitler en güzel vakitlerdir muhakkak. Yukarıdaki soruyu cevapla(ya)mayacağım. Çünkü aynı dili konuşanlar değil aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilirler. Hüzün nedir, neden insan hüzün ister, gibi soruların cevabını ancak ve ancak yaşayanlar bilir.

Bu noktada Dücane CündioÄŸlu´nun ÅŸu söyledikleri ne kadar doÄŸru deÄŸil mi: “Duygularınızı açıkladığınızda, muhatabınız aynı duyguların tecrübesine sahip deÄŸilse, o duyguları hiç tanımıyorsa, ifadelerinizden hareketle duygularınızı kesinlikle anlamayacaktır.  Fakat duygularınızın tecrübesine sahipse, siz sussanız, açıklama yapmasanız bile muhatabınız sizi anlamakta hiç zorluk çekmeyecektir.”

Ah dostum! Şimdi tek söyleyeceğim, eğer, hüzün nedir, diye aklına bir sual gelecek olursa, onu dışarıda değil de bilakis kendinde ara. İşte o zaman hüznü anlamakla kalmayacak, onun yakıcılığında olgunlaşacaksın.

Eğer, rahat durmak varken niye başımı hüzünle meşgul edeyim, diyorsan, unut gitsin bu dediklerimi.

Mehmet Nişancı
Erzurum

AKÅžAM....

Yine bir eylül akÅŸamında  kalbimin tartısına düşmüştün, güruhunla beraber, diÄŸer tarafına bir ÅŸey koyamadığım için kefesinin, galip gelmiÅŸtin yüreÄŸime…

Sen olmuÅŸtum senle dolmuÅŸtum tahammülsüzce,yüreÄŸime yeni bir ritim tutturmuÅŸ, dudaklarıma ıslık dokundurmuÅŸtun, yüzüme de tuhaf bir tebessüm…
 
Bir mutluluktur kovalıyordu  peÅŸimden ÅŸu sıralar, bense bir martının kanadına kondurup yüreÄŸimi, denizlere salıyordum, gözden kayboluncaya dek arkasından bakıyordum, gittiÄŸinden emin olunca, arasına dönüyordum yetim bıraktığım hayatımın, sanırım mutluluktan kaçıyordum…
 
 Her günbatımında sahile inip tekrar yüreÄŸimi bekliyordum sözleÅŸmişçesine,  her akÅŸam aynı saatte teslim alıyordum onu, sabahında firarisi olup uÄŸruna yüreÄŸimi yolcu ettiÄŸim mutluluÄŸa, akÅŸamları garip bir telaÅŸla,  ürkek ama içten duygularımı da alıp avucuma, koÅŸuyordum yeniden…
 
Ben duygularımın girift uçurumlarında sevmemeliydim seni, nedense bu şehrin gündüzleri benim uçurumlarım oluyordu hep.

AkÅŸamları düştün kalbime, akÅŸamları düşürdün, ÅŸimdi bırak akÅŸamları seveyim seni derin ve sessizce…

             İRFAN